Apartman ve Site Yaşamında Gürültü Kavramı
Apartman ve site yaşamında en sık uyuşmazlık yaşanan alanlardan biri, gürültüye ilişkin şikâyetlerdir. Günlük yaşamın kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkan seslerin hangi hâllerde katlanılması gereken olağan ses kapsamında kaldığı, hangi durumlarda ise hukuka aykırı bir müdahale niteliği kazandığı uygulamada ciddi tereddütlere yol açmaktadır. Gürültüye ilişkin uyuşmazlıklar çoğu zaman “rahatsız olma” algısı üzerinden değerlendirilmekte; ancak hukuki ölçütler göz ardı edilmektedir.
Oysa gürültü meselesi, salt sübjektif bir rahatsızlık alanı değil; komşuluk hukuku, kat mülkiyeti hukuku ve yerleşik Yargıtay içtihatları çerçevesinde objektif kriterlerle değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Gürültü Kavramının Hukuki Niteliği
Hukuki anlamda gürültü, her ses olarak değil; komşuların hoşgörü sınırlarını aşan, sürekli veya yoğun nitelik kazanan ve yaşam düzenini bozacak düzeye ulaşan sesler olarak değerlendirilir. Bu noktada esas alınan ölçüt, bireysel hassasiyetler değil, makul bir kişinin aynı koşullarda katlanıp katlanamayacağıdır.
Komşuluk hukukunda temel ilke, her taşınmaz malikinin kendi mülkiyet hakkını kullanırken, komşularının huzur ve sükûnunu ihlal etmemesidir. Bu ilke, mülkiyet hakkının sınırsız olmadığını; başkalarının hak ve özgürlükleriyle dengelenmesi gerektiğini ifade eder.
Türk Medeni Kanunu'nda Gürültü ve Katlanma Yükümlülüğü
Gürültüye ilişkin temel düzenleme Türk Medenî Kanunu’nda yer almaktadır. Kanun koyucu, komşuluk ilişkilerinde katlanma yükümlülüğünü açık şekilde hüküm altına almıştır. Türk Medenî Kanunu m. 737:
“Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır. ” Bu hükümden açıkça anlaşılacağı üzere, her gürültü hukuka aykırı kabul edilmemiş; taşkınlık ölçütü esas alınmıştır. Gürültünün hukuka aykırılığı, taşınmazın bulunduğu yer, kullanım amacı, yerel yaşam koşulları ve süreklilik unsurları birlikte değerlendirilerek belirlenir.
Bu düzenleme, apartman ve site yaşamında “mutlak sessizlik” beklentisinin hukuken karşılığı olmadığını; buna karşılık hoşgörü sınırlarını aşan davranışların da mülkiyet hakkı kapsamında korunamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Kat Mülkiyeti Kanunu Çerçevesinde Kat Maliklerinin Yükümlülükleri
Apartman ve site yaşamında gürültü uyuşmazlıkları bakımından Kat Mülkiyeti Kanunu özel bir önem taşımaktadır. Zira kat maliklerinin ve bağımsız bölüm kullanıcılarının davranış sınırları bu kanunla belirlenmiştir.
634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu m. 18:
“Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler. ”
Bu hüküm, gürültüye ilişkin değerlendirmelerde doğrudan uygulama alanı bulur. Kanun, yalnızca kat maliklerini değil; kiracıları ve bağımsız bölümü fiilen kullanan herkesi kapsayacak şekilde, rahatsız etmeme yükümlülüğünü esas almıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, rahatsızlık kavramının sınırsız biçimde yorumlanamayacağıdır. Aksi hâlde apartman yaşamı fiilen imkânsız hâle gelir. Bu nedenle rahatsızlığın hukuken korunabilir olması için, objektif ölçütlere dayanması gerekir.
Yargıtay’ın Yaklaşımı
Yargıtay, gürültüye ilişkin uyuşmazlıklarda istikrarlı bir yaklaşım benimsemiştir. Yerleşik içtihatlarda, her sesin değil; olağan yaşam sınırlarını aşan, sürekli ve yoğun nitelik kazanan gürültülerin hukuka aykırı olduğu kabul edilmektedir.
Nitekim Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin bir kararında şu tespitlere yer verilmiştir:
“...Kat maliklerinden biri bu kanuna göre kendisine düşen borçları ve yükümleri yerine getirmemek suretiyle diğer kat maliklerinin haklarını, onlar için çekilmez hale gelecek derecede ihlal ederse, onlar, o kat malikinin müstakil bölümü üzerindeki mülkiyet hakkının kendilerine devredilmesini hakimden isteyebilirler.
Yasal düzenlemelere göre; davalıların dava konusu bağımsız bölümde meydana getirdikleri iddia olunan gürültünün başka türlü önlemlerle giderilip giderilemeyeceği konusunda uzman bilirkişiden rapor alınmadan ve ayrıca gürültünün mevcut olup olmadığı, mevcut ise tahammül sınırlarını aşıp aşmadığı tahkik ve tespit edilmeden davalı malik ve eşinin bağımsız bölümden tahliyesine karar... ”(Yargıtay 18. HD, E. 2015/20534, K. 2016/496)
Yargıtay’ın bu yaklaşımı, gürültü uyuşmazlıklarında denge ilkesinin esas alındığını göstermektedir. Ne her şikâyet haklı kabul edilmekte ne de “apartmanda yaşıyorsan katlanırsın” anlayışı sınırsız biçimde benimsenmektedir.
Sonuç Olarak;
Apartman ve site yaşamında gürültüye ilişkin uyuşmazlıkların sağlıklı biçimde çözümlenebilmesi için, öncelikle gürültünün hukuki niteliğinin doğru anlaşılması gerekir. Gürültü, her hâlükârda yasaklanmış bir olgu değildir; ancak komşuluk hukukunun çizdiği sınırların aşılması hâlinde hukuka aykırı hâle gelir.
Kanaatimizce uygulamada yaşanan sorunların temelinde, olağan yaşam sesleri ile hukuka aykırı gürültü arasındaki ayrımın net biçimde yapılmaması yatmaktadır. Bu ayrım yapılmadığı sürece, her somut olayda subjektif değerlendirmeler ön plana çıkmakta; bu durum hem apartman içi huzursuzluklara hem de yargısal süreçlere neden olmaktadır.
Bu nedenle gürültüye ilişkin uyuşmazlıklarda, Türk Medenî Kanunu, Kat Mülkiyeti Kanunu ve Yargıtay içtihatları birlikte değerlendirilerek, somut olayın özelliklerine göre objektif bir denge kurulması gerekmektedir. Açık ve öngörülebilir hukuki ölçütler, komşuluk ilişkilerinin sürdürülebilirliği bakımından vazgeçilmezdir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Apartman ve site yaşamına ilişkin uyuşmazlıklarda, yönetim planı ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak hukuki değerlendirme yapılmalıdır. Hak kaybı yaşanmaması adına, gerekli hâllerde profesyonel hukuki destek alınması önerilir.
AV. NİHAL SARPYALÇIN